dinsdag 22 november 2011

Varlığın kirpiklerime düşen su taneciklerine saklanmış.

Saatlerce yağmur sesinde kitap okudum.
Keşke yağmur damlaları beraberlerinde beni de alıp gitseler buralardan. Keşke bende onlarla birlikte yok olabilsem.

Kitabı başucumdaki dolabın üstüne koydum ve yatağımdan kalkıp pencereye doğru yöneldim. Yatağımın pencereye dayanmış olması bir ayrıcalıktı. Yatakta oturarak yağmuru seyretmek her zaman başka bir coşku getirirdi. Fakat bugün her şey farklıydı. Perdeyi aralayıp yağmuru seyretmeye kalkışımda içimde her zamanki gibi bir kıvılcım yaşanmadı. İfadesiz bir şekilde seyrettim camıma çarpan damlacıkları. Sokaklara yığılmış on binlerce su damlaları etrafı sel götürmüşe döndürmeyi başarmış ve kaldırımlar da ilkbahardan kalma yaprakları sokağın en çukur yerine duran lağıma doğru sürüklenmişlerdi. Hepsi lağımların derinliklerine boşalmıştı. Böylece kaldırımların siyah ve kirli değil, gri ve temiz oldukları ortaya çıkıyordu yavaş yavaş. Birden o sel gibi bir yoğunlukta akan yağmur durdu ve sanki beni bitmesini istemediğim bir rüyadan uyandırdı. Nefesimle camın kenarında ki oluşan buğu sanki içime bir şekil çiz der gibi bana bakıyordu. İçine isminin baş harfini çizdim. Yok, olana kadar baktım ona.
Ellerimle araladığım perdeyi bıraktım ve yatağa uzanıp karşımdaki o boş duvarı seyretmeye koyuldum. Sessizlik beni sağır ediyor gibiydi. O sessizlik belki de senin eksikliğindi. Kim bilir.

Duran yağmur içime işlemiş olmalı ki yaşlar bu sefer gözlerimden akmaya başlamıştı. Ağlamıyordum, ama gözyaşlarıma engel olacak bir şeyde yapamıyordum. Akan yaşlar boynumdan aşağı iniyor ve içime doğru giriyorlardı. Hafif bir gıdıklanmış hissi çıktı ortaya. Gözyaşlarımın arasından 'kötü yapılmış bir espriye gülme zorunluluğu varmış gibi 'yüzümde bir sırıtma oluştu. Bana deli diyenleri anlamama yardımcı oluyordu bu tuhaflığım. Yatakta ölü gibi yatıp gözündeki yaşların arasında yüzünde oluşan bir sırıtmayla boş beyaz bir duvara bakan birini görsem bende elbette arkasından o deli deyip atıp tutardım. Ama sallamıştım zamanla bana deli demelerini. Aklıma takmasam bile bir anda kendimi yatakta ölü gibi yattığımı görüp yine bana deli demelerini canlandırmıştım zihnimde.
Artık çok sıkılmıştım herkesten. Herkesin herkese karışmasından, gereksiz tartışmalardan tatsız tuzsuz konuşmalardan her şeyden işte. Zaman zaman yaşamaktan bile sıkılıyordum. Gözüme o kadar gereksiz geliyordu ki bu yaşadığımız yaşam.
Hayatın kısa süreli olmasına rağmen hâlâ yaşamdan zevk almaya çalışmayıp ta sürekli daha çok ve daha çok para kazanma derdinde olan insanları aslında beni en çok sıkan insanlar olarak görüyorum. Anı yaşamak gibi bir niyeti olmayan insanları bırak bir kaşık suda boğmayı, kaşıkla bile boğabilirim! Mutsuzum diyorsun, ama mutlu olmak içinde bir harekette bulunduğunda söylenemez. Hatta yapmadığın çok kesin. Benim mutlu olamayışım sevdiğim kişinin benden kaç bin kilometre uzaklarda olması ve beni ona ulaşamamam. Elbette bu hayatın sonu değil ama işte insan ister istemez mutsuz oluyor. Fakat siz, her şeyi olup ta hâlâ sızlayan insanlar. Size ne oluyor böyle!
Tamam. Tamam, sakinim bu konulara daha da derin girmemek lazım yoksa konu uzarda uzar.
Yine kendi kendime konuşmaya başlamıştım. Siz kazandınız. İtiraf ediyorum ben delinin tekiyim.
Kendimle konuşmama engel olmak için elimle perdeyi araladım ve yağmurun tekrardan yağmaya başlamış olduğunu gördüm. Sessizlikten sağar mı olmaya başlamıştım ne?  Hangi ara başladı yağmur? Her neyse. Çok belirgin olmasa da camdaki buğunun içine çizdiğim bas harfinin izi kalmıştı ve fark etmeden yaklaşık yarım saat ona baktım.
Cam buğusunuz üstüne bile ismini yazmaya korkuyordum. Hani olurda biri görür sonra seni benden alırlar diye. Sırf bu yüzden ismini içimden bile söylememeye çalışırım. Yetindiğim tek şey, bana değerli olduğumu söylemen, yanımdaki varlığın ve o gizli gizli her yere yazdığım isminin baş harfi. Yetindiğim varlığın. O soğuk varlığın.


Geen opmerkingen:

Een reactie posten