dinsdag 22 november 2011

Gülüşüne ihtıyacım(ız) var.

Yine o ilkbaharın soğu var üstümde. Sokağa çıkma isteği içerisinde olduğum zaman sanki herkes sokaklara dökülüyor. Artık etrafımda kimseyi görmek falan istemiyorum. Birinin o üşümüş kalbimi bakışlarıyla ısıttığını düşünmek ve o kişinin sen olmadığını bilmek beni korkutuyor. Bunu bilmek beni üzüyor. Görmek istemiyorum işte insanları. Senin gülüşüne benzeyen milyonlarca gülüş görmek istemiyorum. Senden başka kimseye yakışmaz gülmek. Sen içten gülersin, sen güldüğün zaman sanki bütün evrenin o gri’leşmiş hali rengârenk olur. Herkes sahteleşmiş. Gülüşüne ihtiyacım(ız) var.
Gri’ler her geçen gün daha da siyahlaşıyor, siyahlaşıp yokluğunu içime bürüyor. Şimdi burada olsaydın mutlu olmak için bir nedenim olurdu. Ellerimi ısıtan ellerin olurdu. Evin içi bile soğuk sensiz. Saçma gelmesin bu satırlar, gittiğin günden beri içim üşüyor, içimde fırtınalar kopuyor. İçimde kopan fırtınalar dışıma da yansıyor. Sanki yüzüm çökmüş gibi biraz, ellerimde artık eskisi gibi değiller. Seni özlediler. Seni özledik.
Aynalara bile küstüm artık. Gözlerimin içinden bana gülümsüyorsun. Aynaya her bakışımda seni görmek, kabuğu bağlanmamış olan yaralarımı deşiyor. Yapma bunu. Her gece kulağıma ‘ benim için yaşamalısın ‘ deme. Deme çünkü görüyorsun, sensiz nefes bile alamıyorum ben.
Gitmemeliydin. Bizi   ̎  ben  ̎ etmemeliydin.

Varlığın kirpiklerime düşen su taneciklerine saklanmış.

Saatlerce yağmur sesinde kitap okudum.
Keşke yağmur damlaları beraberlerinde beni de alıp gitseler buralardan. Keşke bende onlarla birlikte yok olabilsem.

Kitabı başucumdaki dolabın üstüne koydum ve yatağımdan kalkıp pencereye doğru yöneldim. Yatağımın pencereye dayanmış olması bir ayrıcalıktı. Yatakta oturarak yağmuru seyretmek her zaman başka bir coşku getirirdi. Fakat bugün her şey farklıydı. Perdeyi aralayıp yağmuru seyretmeye kalkışımda içimde her zamanki gibi bir kıvılcım yaşanmadı. İfadesiz bir şekilde seyrettim camıma çarpan damlacıkları. Sokaklara yığılmış on binlerce su damlaları etrafı sel götürmüşe döndürmeyi başarmış ve kaldırımlar da ilkbahardan kalma yaprakları sokağın en çukur yerine duran lağıma doğru sürüklenmişlerdi. Hepsi lağımların derinliklerine boşalmıştı. Böylece kaldırımların siyah ve kirli değil, gri ve temiz oldukları ortaya çıkıyordu yavaş yavaş. Birden o sel gibi bir yoğunlukta akan yağmur durdu ve sanki beni bitmesini istemediğim bir rüyadan uyandırdı. Nefesimle camın kenarında ki oluşan buğu sanki içime bir şekil çiz der gibi bana bakıyordu. İçine isminin baş harfini çizdim. Yok, olana kadar baktım ona.
Ellerimle araladığım perdeyi bıraktım ve yatağa uzanıp karşımdaki o boş duvarı seyretmeye koyuldum. Sessizlik beni sağır ediyor gibiydi. O sessizlik belki de senin eksikliğindi. Kim bilir.

Duran yağmur içime işlemiş olmalı ki yaşlar bu sefer gözlerimden akmaya başlamıştı. Ağlamıyordum, ama gözyaşlarıma engel olacak bir şeyde yapamıyordum. Akan yaşlar boynumdan aşağı iniyor ve içime doğru giriyorlardı. Hafif bir gıdıklanmış hissi çıktı ortaya. Gözyaşlarımın arasından 'kötü yapılmış bir espriye gülme zorunluluğu varmış gibi 'yüzümde bir sırıtma oluştu. Bana deli diyenleri anlamama yardımcı oluyordu bu tuhaflığım. Yatakta ölü gibi yatıp gözündeki yaşların arasında yüzünde oluşan bir sırıtmayla boş beyaz bir duvara bakan birini görsem bende elbette arkasından o deli deyip atıp tutardım. Ama sallamıştım zamanla bana deli demelerini. Aklıma takmasam bile bir anda kendimi yatakta ölü gibi yattığımı görüp yine bana deli demelerini canlandırmıştım zihnimde.
Artık çok sıkılmıştım herkesten. Herkesin herkese karışmasından, gereksiz tartışmalardan tatsız tuzsuz konuşmalardan her şeyden işte. Zaman zaman yaşamaktan bile sıkılıyordum. Gözüme o kadar gereksiz geliyordu ki bu yaşadığımız yaşam.
Hayatın kısa süreli olmasına rağmen hâlâ yaşamdan zevk almaya çalışmayıp ta sürekli daha çok ve daha çok para kazanma derdinde olan insanları aslında beni en çok sıkan insanlar olarak görüyorum. Anı yaşamak gibi bir niyeti olmayan insanları bırak bir kaşık suda boğmayı, kaşıkla bile boğabilirim! Mutsuzum diyorsun, ama mutlu olmak içinde bir harekette bulunduğunda söylenemez. Hatta yapmadığın çok kesin. Benim mutlu olamayışım sevdiğim kişinin benden kaç bin kilometre uzaklarda olması ve beni ona ulaşamamam. Elbette bu hayatın sonu değil ama işte insan ister istemez mutsuz oluyor. Fakat siz, her şeyi olup ta hâlâ sızlayan insanlar. Size ne oluyor böyle!
Tamam. Tamam, sakinim bu konulara daha da derin girmemek lazım yoksa konu uzarda uzar.
Yine kendi kendime konuşmaya başlamıştım. Siz kazandınız. İtiraf ediyorum ben delinin tekiyim.
Kendimle konuşmama engel olmak için elimle perdeyi araladım ve yağmurun tekrardan yağmaya başlamış olduğunu gördüm. Sessizlikten sağar mı olmaya başlamıştım ne?  Hangi ara başladı yağmur? Her neyse. Çok belirgin olmasa da camdaki buğunun içine çizdiğim bas harfinin izi kalmıştı ve fark etmeden yaklaşık yarım saat ona baktım.
Cam buğusunuz üstüne bile ismini yazmaya korkuyordum. Hani olurda biri görür sonra seni benden alırlar diye. Sırf bu yüzden ismini içimden bile söylememeye çalışırım. Yetindiğim tek şey, bana değerli olduğumu söylemen, yanımdaki varlığın ve o gizli gizli her yere yazdığım isminin baş harfi. Yetindiğim varlığın. O soğuk varlığın.


Gri kitlenin içerisinde bir papatyayım.

Gri kitlenin içerisinde bir papatyayım, sende gölgemsin.
Esen her rüzgârda bir yaprak daha kaybediyorum. Güçlü olmak gelmiyor içimden. Niçin güçlü olayım ki? Susuz ve ilgisiz bırakılmışsım. Aydınlığa yakın bir karanlığa terk edilmişim. Belki de kendim girdim buraya. Kendi depresyonlarım sürüklediler beni.
Sana bakıyorum gün boyu, nasılda her şeye rağmen hiç solup dökülmeden dimdik durup gölgem olmaya devam ediyorsun. Yapraklarını sayıyorum arada bir. Yaprakların aynı sayıdalar ve dalın dâhil her yerin sapa sağlam, ne bir bükülme nede kırılma. Şaşkınıma inat, gölgende değişen hiç bir şey olmuyor.
Değişen bir ben oluyorum. Çürüyorum artık yavaşça. Yok, olmanın yolundayım.

Gri kitlenin içerisinde yalnız bırakılmış renkli bir papatyayım işte.
O kadar yani.

Bizi yok eden umutlar.

Bileğine dayadığın o jileti çabuk çek.
Sende biliyorsun ki hayat kendine acı verecek kadar kötü değil.
Onun sana ilgi göstermemesi zaten yeterince acı vermiyor mu? Daha kendine ne kadar acı vermeyi düşünüyorsun?
Daha ne kadar kan akmalı tarifini bile veremediğin bu sevdaya?
O tarifini bile veremediğin bir sevda uğruna bileklerine daha kaç tane çizik atmayı düşünüyorsun ha! Söyle bana?

İçimin sesini dinlemiyordum.
Bileğimden yere akan kandamlalarının suçu yoktu. Evet, ama benim de bir suçum yoktu. Hayatıma girmemiş olmanı hiç dilemedim tanrıdan ama yanımda durup ta kes bileklerini dermişçesine attığın o bakışlar yüzünden şuan perişan haldeydim.
Ölmemi istiyordun. Ama neden?


Ben onu çok seviyorum. Ve hayır, bu bir takıntı değil. O olmayınca her şey eksik kalıyor sanki ben eksik kalıyorum. Onun var oluşu bu eksikliği kapatmaya yetmiyor işte. Bilmediğim sesiyle bana beni hatırlatan adam susmamalı. Kendimi onda bulduğum birini kaybedince yarım kalıyorum. Ben yarım kalınca hayatın anlamı da aynı benim yaşam dolu hayallerim gibi azalmaya başlıyor. Benim istediğim sadece onu bir kez olsun görmüş olmaktı. Ama o bunu bile çok gördü. Suskunluğu nefesimi kesse de içimde bir yerler de hâlâ beni seviyor olma ihtimaline dair bir umut var. Bizi yok eden umutlar. Belkiler.

Henüz başlamamış bir şey nasıl biter? Ben asıl onu anlamıyorum.


Yaşamım içimdeki Sen'le son bulsun.

Var diye bilecek kadar yoktun hayatımda.
Ama düşüncelerim de sürekli gündeme otururdu varlığın.
Yokluğunu da fark ettirmezlerdi tabi, ara sıra yer değişikliğinin iyi geldiğini söylerdi beynim, fakat kalp aslında 'Sürekli varlık olsun' demekten yanaydı.
Bense sadece izlerdim onları.
Sen bende her türlü olabiliyordun zaten, olmadığın zamanlara da dâhildi bu.

Ben senin bende yokluk olup gidebilmeni, varlığa dönüşüp beni sevebilme ihtimalini sevmiştim zaten.
Sonuç her ne olursa olsun sen düşüncelerimi karıştırmaya devam edecektin.
Fakat sen iki yolu da seçmedin,
Sen başkasına varlık olmayı tercih ettin.
Eğer bir gün birini sevdiğinde unutacaktım hem varlığını hem de yokluğunu.
Ama çok tuhaf ve hâlâ düşüncelerimdesin.
Belki de 'Sadece beni seviyor' olma ihtimalin veya ' Yokluk her zaman varlığa dönüşebilir ' dedirten gerçekler yüzünden gitmiyor gereksiz düşüncelerim.

Fakat bu yolu ben seçtim.
Baştan itiraz edip kendi bedenime söz geçire bilseydim, içimdeki hücrelere kadar hiçbir şey seni sahiplenmeyebilirdi.
Olsun artık, bir şekilde ölecektim zaten, bilmediğim bir ölüm olacağına bildiğim bir yöntem olsun.

Varlığının ve yokluğunun arasında kalan düşüncelerim, beni gözyaşlarımda boğsun.
Ve yaşamım böyle son bulsun.