Bileğine dayadığın o jileti çabuk çek.
Sende biliyorsun ki hayat kendine acı verecek kadar kötü değil.
Onun sana ilgi göstermemesi zaten yeterince acı vermiyor mu? Daha kendine ne kadar acı vermeyi düşünüyorsun?
Daha ne kadar kan akmalı tarifini bile veremediğin bu sevdaya?
O tarifini bile veremediğin bir sevda uğruna bileklerine daha kaç tane çizik atmayı düşünüyorsun ha! Söyle bana?
İçimin sesini dinlemiyordum.
Bileğimden yere akan kandamlalarının suçu yoktu. Evet, ama benim de bir suçum yoktu. Hayatıma girmemiş olmanı hiç dilemedim tanrıdan ama yanımda durup ta kes bileklerini dermişçesine attığın o bakışlar yüzünden şuan perişan haldeydim.
Ölmemi istiyordun. Ama neden?
Ben onu çok seviyorum. Ve hayır, bu bir takıntı değil. O olmayınca her şey eksik kalıyor sanki ben eksik kalıyorum. Onun var oluşu bu eksikliği kapatmaya yetmiyor işte. Bilmediğim sesiyle bana beni hatırlatan adam susmamalı. Kendimi onda bulduğum birini kaybedince yarım kalıyorum. Ben yarım kalınca hayatın anlamı da aynı benim yaşam dolu hayallerim gibi azalmaya başlıyor. Benim istediğim sadece onu bir kez olsun görmüş olmaktı. Ama o bunu bile çok gördü. Suskunluğu nefesimi kesse de içimde bir yerler de hâlâ beni seviyor olma ihtimaline dair bir umut var. Bizi yok eden umutlar. Belkiler.
Henüz başlamamış bir şey nasıl biter? Ben asıl onu anlamıyorum.
Geen opmerkingen:
Een reactie posten