Ve ben ne zaman sevmeye kalksam, hep ellerini, geçtiği sevgilerin kanlarına bulamış bir adamı sevdim. Kanayan bir sevdaya adım attığımı bildiğim halde sevmeye başlamaktan hiç çekinmedim. Onlara duyacağım sevgi kalbimi her zaman yaralayacak değildi. Elbette biri kendini kanatarak sevecekti beni. Elbette aralarından biri, benim için kendi kalbine açacaktı yüreğindeki yaraları.
Başkaların da açtığım yaraları fark etmeden önce hep kendi sevgimin insanlara fazla geldiğini sanırdım. Sonralarda da tam tersini düşünün meye başladım. Ne zaman birileri beni sevmeye kalksa, aklıma yaraladığım insanlar gelirdi. Kimi sevdiysem yaraladım. Kim beni sevse, kanattı içimde bir yerleri. Hiçbir sevdanın sonunu başladığım gibi bitiremedim. Sevgilerim kan görmeden sona gelmek istemiyor gibiydiler.
Başlarda birini sevmenin, bizi acıtacağı düşüncesine kapılmış öylece gidiyordum. İnsan istemeyerek de olsa severken karşısındakini yaralayabiliyormuş, hatta sadece yaralamak da değil, kan görene kadar onu sevdiğini söylemeye devam ediyormuş diyordum. Sevdiğimi söylemeyince benden uzaklaşacaklar düşüncesi onlara duyduğum sevgiyi bana söyletmeye devam ettirdi. Bu yüzden hiç başka bir şeyler düşünemedim.
Ağzımızı açtığımızda sevmelerimiz değil, sevgilerimiz kâin olamıyorlardı.
Ağızdan çıkan her sevgi sözcüğü kalbi kanatıyor. Birini ömür boyu sevmeye devam etmek için kalbimizi sıcak tutmamız gerekiyor. O yüzden susmalıyız. Kalpteki kanı azaltmamak için sadece susmalıyız. Sevildiğini bilmek değil, sevildiğini hissetmek yetmeli. Nasıl başlarda susarak atılıyorsak bir sevdaya, şimdi de susmalarımızı sürdürmeye devam edebiliriz. Karşımızdakinin kalbine dokunmak yerine, söyleyeceklerinin arkasına sığınarak sevildiğimizi düşünüyoruz.
Ve işte asıl sorun sevmek değildi. Hayır, sevmek akıtmıyordu damarlarımızdaki kanları. Sevdiğimizi söyleyerek kanıyorduk. O kadar çok söylüyorduk ki bunu, sanki daha çok sevebilecekmiş, karşımızdaki bizi daha çok sevecekmiş gibi. Sevmek sadece sevmek değildir evet, ama sürekli dile getirmek içinden bir şeyler koparıyor. Sevgimizle sarılmak yerine, sevdiğimizi söylemekle yetiniyoruz.
O yüzden büyük adam, seni sevdiğimi söyleyemem. Artık kendimi yaralamaktan, sevgimi kanatmaktan, sağlam bir yer kalmadı kalbimin içinde. Kimden geçtiysem kanattı sevgimi. Kimi sevdiğimi söylesem, acıttı içimi. Bundan sonra sadece kendime saklayacağım sevgimi. Adını duvarlarıma karalamadan, göklere seni haykırmadan, sessizce, kendime saklar gibi seveceğim seni. Sen bile bilme seni sevdiğimi. Sadece hisset. Sadece sarılalım, konuşmayalım, azalmayalım daha fazla.
Henüz kabuk bağlamamış olan yaralarımın üstüne alkol dökmek istemiyorum artık. Kendi canımı, senin canını, bile bile yakmak istemiyorum. Yıllanmış şaraplarla kendimi kandırmak, şarapların kırmızısında kanadığımı fark etmeden kaybolmak, geçeceğim acıların bilincinde olduğum halde sarhoşluğu seçmek, istemiyorum artık. Çünkü konuştukça acıları azaltabileceğimizi sanıyoruz. Yanılgımızı görmenin tam zamanı şimdi.
Sen, sana duyduğum sevgiyi söylemesem bile beni sevdiğinden emin olduğum birisin. Bana sevgini hissettiriyor, kalbindeki yerin sadece bana ait olduğunu fark ettiriyorsun. Kanamadan bir sevgide kalmanın imkânsız olmadığını ben sende öğrendim.
Bazı şeylerin seni öldürdükten sonra açıklığa kavuşmaları, hayatın bize oynadığı bir tür oyun sanırım. Ölmeden önce kimi sevdiysen öldükten sonra onu hatırlamayacaktın. Kimde öldüysen onda nefes almaya başlayacaktın. Hayat onsuz olamayacaktı. Kanının şaraba karıştıktan bir süre sonra, acımayacaktı da hiçbir yanın. Bilemiyorduk bunu henüz. Korkar olmuştuk kalbimizi acıtmaktan, parçalamaktan, kanatmaktan.
Şimdi, sevmenin anlamını sende bulacağımı bilmeden geçtiğim herkesi öldürdüğüne seviniyorum. Birlikte öldüğüm kişinin sen olması, bana verilmiş en güzel hediye. Bana seninle verilmiş ölüm, bu başladığım yeni hayatın bana yapmış olan en güzel şey.
Gizli ve içimden de olsa, seni seviyorum.
Ben ölmüyor muyum sanıyorsun? Nefes aldığıma bakma, zaten bakmıyorsun, bakışların içimden geçiyorlar. Baktığın yönde olma çabalarımı da bıraktım bir kenara, nasılsa ben yoğum senin için, nasılsa mutluyum gözünde. Sen mutlu görünen insanları mutlu sanmaya devam et. Beni mutlu sanmaya devam et. Sensiz yaşayabildiğimi sanmaya devam ettiğin gibi seni düşünmediğimi de sanmaya devam et. Emin olmadan hareket et her zaman ki gibi. Etrafında senden bir başkası yokmuş gibi davran. Sakın çıkma bu tablonun dışına. Senin için öldüğümü görürsen bir bıçak daha saplarsın derinlerime. Hayatını gözyaşlarına boğduğumu, benim yüzünden boğulduğunu söyler biraz daha terk edersin beni. Susuyorum. Senin için. Benim uzaktan da olsa sevgime muhtaç olduğunu bildiğim için. Sustukça bitiyorum. Uzaktan sana yaklaşıyorum. Mesafeler uzaklığını koruyor ama seni daha canlı hissediyorum. Öldükçe, kırılganlaştıkça daha çok seviyorum seni. Beni öldürüşünü beni mahvedişini seviyorum. İntihar etmeli dedikleri insanlardan biriyim. Ve tarihi kararlaştırınca senide alacağım yanıma. Canıma. Ölüme. Sonra mutsuz olacağız, ama birlikte.
Uyuyorsun şimdi.
Uyu sevgilim.
Ama seni sevdiğimi bilerek uyu. Asla bırakmayacağımı, bensiz olmayacağını bilerek uyu. Ve benim, gece yatağımda bizim için uyuduğumuzu bilerek, yanındaymışım, saçlarına dokunuyormuşum gibi uyu. Sıcaklığını sıcaklığıma, nefesini nefesime değdirerek kapat gözlerini geceye. Sabah bizimle uyan. Kalktığında gözlerini bize aç, bize gülümseyerek kalk yatağından bizi severek bize ilerleyerek at adımlarını. Seni özlediğimi bilerek bak aynalara, onlara sende ki beni anlatarak tebessüm et. Herkese bahset sevgimizden. Herkes bilsin bizi, herkes bilsin birbirimizi aramızda ki mesafelere rağmen hâlâ nasıl sevebildiğimizi. Utandır mesafelere yenik düşenleri. Ağlat hepsini. Anlasınlar artık bazı şeylerin mümkün olabileceğini.
Bugünde hava soğuk. Bilirsin benim buralarda mevsim her zaman kıştır. Ve ben biraz soğuğu hissetsem hemen üşürüm, tenim soğukluğa gelemez, kırılır dökülür hasta olurum.
Yine hasta oldum.
Yatağımın en sıcak köşesine kıvrıldım camdan seni seyrediyorum.
Yıldızların arasında yalnız bir yıldız buldum, ona senin ismini verdim. Beni arıyorsun, o yüzden diğerlerinden uzaksın.
Biliyorum,
pes etmeyeceksin,
biliyorum benden hiçbir zaman vazgeçmeyeceksin. Öylece beni arayışını seyrediyorum. Bazen bana yaklaşıyor gibi oluyorsun veya arada bir kayboluyorsun fakat oralardasın, benim buralarıma uzak olsan bile bir yerlerde beni düşünerek nefes alıyorsun.
Çayımın sıcaklığı olup hastalığıma iyi geliyorsun. Çatlamış dudaklarıma, kurumuş ellerime merhem oluyorsun. Yastığım kokuyorsun, boşluğuna sarılıyorum. Isıtıyorsun beni, saçlarının kokusu oluyorum. Kokunu seviyorum. Beyaz kokuyorsun. Umut kokuyorsun. Huzur kokuyorsun, kirpiklerimden öpüp uykularım oluyorsun.
İçimdeki siyaha rağmen beni seviyorsun. Beyazını gri yapışıma rağmen beni seviyorsun. Seni kirletiyorum, kanatıyorum ağlatıyorum ama sen beni seviyorsun. Babamın eksik bir yanını taşıyorsun. Beni affedişini seviyorum. Sessizliğini seviyorum.
Beni bana rağmen seviyorsun,
seni kendime rağmen seviyorum.
Yanağıma değen göz yaşlar havanın soğukluğuna karışmış içime işliyorlar.
Herkesim varken, daha önce bakmadan yanından geçip gittiğim parkta yalnız başıma oturup ağlamak iyi geliyormuş. Görenler kaç tane yalnızlıkla birlikte olduğumu bilmeden belki de bu halimi görünce kimsesiz lafını yakıştırıyorlardır bana. Evet, kimsesizim, ama yalnız değil. Sevdiklerimin nefeslerine karışamıyor nefesim, gözlerim okuyamıyor gözlerini, ama her zaman yanımdalar. Havanın karanlığına karışmış varlıkları ve beni seyrediyorlar. Ağlama dediklerini duymuyor olabilirim belki, belki üzülmemi istemiyorlardır, fakat başka türlüsü gelmiyor elimden. Ağladıkça kimsesizleşiyorum. Gözyaşlarımın sıcaklığını bile koruyamıyorum. Gözlerimden düşer düşmez onlarda yabancılaşıyorlar bana. Üşütüyorlar beni, canımı acıtıyorlar. Ama ağlamaktan başka hiçbir şey yapamıyorum. Çaresiz olmak böyle bir şeymiş meğer. Ölmek böyle bir şeymiş. Kimsesiz kalmak böyleymiş. Titreyen ellerime bir el bile bulamayan ben, hâlâ nefes alıp verme gücünü nereden buluyorum gerçekten bilemiyorum.
Yine gecenin en sensiz olduğu saatlerindeyim…
Etrafımda dolanıyor varlığın, ama sana dokunamıyorum…
Seni sadece hissedebiliyorum, nefes alışını, saçlarımı okşayışını, omzuma yasladığın
kokunu… Seni içime kadar hissediyorum.
O kadar çok varsın ki bende ve aynı anda da o kadar çok yoksun ki…
Sanki müzik kutuma saklanmış notalardan bana seslenerek beni
sevdiğini söylüyorsun.
Kalemin kâğıda deyişiyle ortaya çıkan o sessin, karaladıkça seni duyuyorum.
İçimde dolanıyorsun, huzur veriyorsun, sarılmadan ısıtıyorsun beni.
Yine gecenin en sensiz olduğu saatlerindeyim.
Sana doğru ilerliyorum…
Sana doğru ilerliyoruz…
Ucunda ulaşmak olmasa bile mücadele veriyoruz,
çünkü gece ve ben seni seviyoruz…
Çünkü seni seviyoruz,
…
Çünkü seni seviyorum,
…