Yarın, bu zamanlarda.: travis said hello.:
Bir kadın düşün, bir adam doğursun.
Bir adam düşün, bir kızı sevsin.
Bir kız düşün, bir çocuğun olsun.
Çocuk benim, sen yoksun.
Kadın sensin, ben yokum.
Kız sensin, dünya yok.
Olmayan bir dünya kadar güzel bir yılın olsun kız çocuğu.
Travis said hello.
SessizlikKeskin.
Öyle bir şey varki içimde. Acı veriyor, yazdığım her bir mısra beni boğuyor, fakat yazmayınca da beynime oksijen gitmiyor, halimi ne anlıyorum neden anlatabiliyorum.
dinsdag 21 februari 2012
maandag 20 februari 2012
Yalnız odaların karanlık köşeleri
Senin için kaç gece öldüğümü sayamam sevgili, sayısı kaçırılmış intiharlar saklıyorum yüreğimde ve hepsi sana ait hepsinin senli izleri var bedenimde...
Her gün yine ayrı bir bıçak kesiği tenimde... Gözlerim sürekli hastane kapılarının eşiğinde... Koca bir umutla bekliyorum belki bu sefer gelirsin diye...
Hayatıma son veremiyorum... Ecel canımı almadan öldürmüş beni... Can çekişiyorum o yalnız odaların karanlık köşelerinde...
Damarlarıma işleyen serumlar bana seni unutturamıyorlar... Her bir unutma deneyi, başarsızlıkla sonuçlanıyor yine...
Odanın karanlığı beni içine çekiyor... Kayboluyorum...
Odadaki boş çiçek vazolarına bakıyor... Ve bize benziyor olmalarını tuhaf buluyorum...
Aynı bizim gibiler... Boş ve bir katile verilmesini bekleyen çiçekler istiyorlar...
Tıpkı benim; senden öldürdüğüm kalbini hâlâ inatla istediğim gibi...
Ve senin; duruşun gibi, durdukları gibi öylece duruyorlar... Hiç ses çıkarmadan... Orada olduklarını kimselere çaktırmadan... Bomboş ve gereksiz...
Katilin ben olmama rağmen suçlu ben değilim... Sadece karşılık görmeyince öldürdüğüm "bir" tane kalple kirlettim düşlerimi... Ama hâlâ hiç bir duygu oranıma söz geçiremiyorum... Seviyorum... Seviyorum ve unutamıyorum...
Hiç olmadın ama yinede bir şekilde gittin...
Gittiğin günden belli gecelerimi hüsran kapladı ve her geçen gün daha da bir batıyorum boşluklarına...
Kısacası 8 numara... Üçüncü koridorun sonundaki oda...
Ne olur gel... Bu sever atlatamayabilirim... Hiç beklenilmedik bir şey olur ve ölür giderim...
Her gün yine ayrı bir bıçak kesiği tenimde... Gözlerim sürekli hastane kapılarının eşiğinde... Koca bir umutla bekliyorum belki bu sefer gelirsin diye...
Hayatıma son veremiyorum... Ecel canımı almadan öldürmüş beni... Can çekişiyorum o yalnız odaların karanlık köşelerinde...
Damarlarıma işleyen serumlar bana seni unutturamıyorlar... Her bir unutma deneyi, başarsızlıkla sonuçlanıyor yine...
Odanın karanlığı beni içine çekiyor... Kayboluyorum...
Odadaki boş çiçek vazolarına bakıyor... Ve bize benziyor olmalarını tuhaf buluyorum...
Aynı bizim gibiler... Boş ve bir katile verilmesini bekleyen çiçekler istiyorlar...
Tıpkı benim; senden öldürdüğüm kalbini hâlâ inatla istediğim gibi...
Ve senin; duruşun gibi, durdukları gibi öylece duruyorlar... Hiç ses çıkarmadan... Orada olduklarını kimselere çaktırmadan... Bomboş ve gereksiz...
Katilin ben olmama rağmen suçlu ben değilim... Sadece karşılık görmeyince öldürdüğüm "bir" tane kalple kirlettim düşlerimi... Ama hâlâ hiç bir duygu oranıma söz geçiremiyorum... Seviyorum... Seviyorum ve unutamıyorum...
Hiç olmadın ama yinede bir şekilde gittin...
Gittiğin günden belli gecelerimi hüsran kapladı ve her geçen gün daha da bir batıyorum boşluklarına...
Kısacası 8 numara... Üçüncü koridorun sonundaki oda...
Ne olur gel... Bu sever atlatamayabilirim... Hiç beklenilmedik bir şey olur ve ölür giderim...
dinsdag 7 februari 2012
Sadece, gitme.
Susarak geçirdiğin her saniye seni benden daha da uzaklaştırıyor. Susarak uzaklaşıyorsun. Sen sustukça etrafın sisi çoğalıyor. Yokluğuna bulanıyor sokaklar, duvarlardan silikleşiyor varlığın. Sen sustukça kırılıyoruz. Parçalandığımız yanlarımızdan etrafa dökülüyoruz. Sustukça yanıltıyorsun yüreğinde ki sevdayı, seviyorsun, seviyorum ama konuşamıyoruz. Çünkü sen sustukça beni de susturuyorsun. Ben sustukça yabancılaşıyorsun benliğime, her bir yanımızdan yaralanıyoruz. Yalnızlaşıyoruz. Ayrılık şarkıları cızırdıyor koridorda, vedaların, sonların sesleri yükseliyor. Sustur sevgilim, sustur hepsini. Uyanmak istemiyorum rüyalarından. Bizi rüyamızdan uyandırma. Konuş, konuş ve bizi bize geri getir. Seni koridora çeken kollara karşı direnişli ol. İzin verme seni benden, beni de senden almalarına. Susma sevgilim. Sen sustukça güçsüzleşiyor bedenim. Ellerimi tut ve bütünleşelim artık. Mesafelerimize baktığın yönü bana çevir. Bitme sevgilim, diktiğin yaralarımın iplerini söküp uzaklaşma kanayan yanlarımdan. Gözyaşlarımın yanaklarımı ıslatmasına izin verme, öp beni sevdamızdan. İnsanların yüzleri kirletmesin kaderimi, temizlediğin yüzleri kirletip kaderimi yozlaştırma. Kirlenmek için çok geç, gidersen bu dağınıklıkların içinde yanarım. Yakar beni gidişin. Gözlerimin içine bakarak gidişinde yanacak olan ateşin yanmasına izin verme. Susma, gitme. Babamın açtığı yaralarıma zehir dökme.
Sende beni (yarım) bırakma sevgilim.
Sende beni (yarım) bırakma sevgilim.
zondag 5 februari 2012
Bizde kal.
Eğer biri sana benim sensizliğimi anlatmaya kalkışsaydı, bunu yapamazdı. Öyle sensizim ki, ellerim titriyor gidişinin yanımda kalmış sıcağından. Tenime son kez değdirdiğin ellerinin sıcağı da olabilir bu. Bilemiyorum. Sadece çok sensizim. Halimi görenlerin sana ettikleri bedduaların tutmaması için geceleri yatağımda Allaha yalvarıyorum. Sana bir şey olmasın. Bana olsun olacaklar, zaten ölmüşüm. Yediğim hiçbir darbe kâr etmez. Daha fazla yıkılamam. Sen mutlu ol. Çocukluğunun verdiği acılar yüzünden böylesin, biliyorum, gidişinin benimle bir alâkası yok. Birine bağlanıp onu kaybetmekten korkuyorsun. Kendi yoksulluğunla başkalarının hayatını mahvetmekten korkuyorsun. Yoksulluğunun sebebi bu kadar umutsuz oluşun. İçinde kaybettiğin umutlarının canlanması için arkandan dua etmekten başka bir şey gelmiyor elimden. Sen mutlu ol işte. Yanında olamasam da her zaman seninleyim. Gitme dediğimi duyduğun halde gittin ve bitirdiğini sandın bizi, biz bitmedik. Beni sevdiğini biliyorum. Seni her zaman seveceğimi biliyorsun. Gidişini dönüşüne çevirecek olursan eğer, ben bıraktığın o yerdeyim. Üstünden istediği kadar zaman geçsin, ben kokunu saklayacağım içimde, ellerimi sana açacağım geldiğin uzaklardan. Omzuma yaslayabileceksin yorgun düşmüş yüreğini. Şimdilik böyleyiz ve sen her şeyin bittiğini düşünüyorsun. Biz her şeye buradan başlıyoruz sevgilim. Seni bekleyeceğim. Satırlarımı kokunla süsleyeceğim. Sadece korkma. Hayatın acımazsızlığına kaptırma kendini. Korkma. Ben geceleri, gökyüzündeki yıldızların, gündüzleri bulutlardaki beyazınım. Yanında olamasam bile, sendeyim. Beni bu kadar sensiz bırakma. Hoş’ça kal sevdamızda. Benden uzaklarda ol ama hep bizde kal.
maandag 30 januari 2012
Ben, sende öldüm.
Ve ben ne zaman sevmeye kalksam, hep ellerini, geçtiği sevgilerin kanlarına bulamış bir adamı sevdim. Kanayan bir sevdaya adım attığımı bildiğim halde sevmeye başlamaktan hiç çekinmedim. Onlara duyacağım sevgi kalbimi her zaman yaralayacak değildi. Elbette biri kendini kanatarak sevecekti beni. Elbette aralarından biri, benim için kendi kalbine açacaktı yüreğindeki yaraları.
Başkaların da açtığım yaraları fark etmeden önce hep kendi sevgimin insanlara fazla geldiğini sanırdım. Sonralarda da tam tersini düşünün meye başladım. Ne zaman birileri beni sevmeye kalksa, aklıma yaraladığım insanlar gelirdi. Kimi sevdiysem yaraladım. Kim beni sevse, kanattı içimde bir yerleri. Hiçbir sevdanın sonunu başladığım gibi bitiremedim. Sevgilerim kan görmeden sona gelmek istemiyor gibiydiler.
Başlarda birini sevmenin, bizi acıtacağı düşüncesine kapılmış öylece gidiyordum. İnsan istemeyerek de olsa severken karşısındakini yaralayabiliyormuş, hatta sadece yaralamak da değil, kan görene kadar onu sevdiğini söylemeye devam ediyormuş diyordum. Sevdiğimi söylemeyince benden uzaklaşacaklar düşüncesi onlara duyduğum sevgiyi bana söyletmeye devam ettirdi. Bu yüzden hiç başka bir şeyler düşünemedim.
Ağzımızı açtığımızda sevmelerimiz değil, sevgilerimiz kâin olamıyorlardı.
Ağızdan çıkan her sevgi sözcüğü kalbi kanatıyor. Birini ömür boyu sevmeye devam etmek için kalbimizi sıcak tutmamız gerekiyor. O yüzden susmalıyız. Kalpteki kanı azaltmamak için sadece susmalıyız. Sevildiğini bilmek değil, sevildiğini hissetmek yetmeli. Nasıl başlarda susarak atılıyorsak bir sevdaya, şimdi de susmalarımızı sürdürmeye devam edebiliriz. Karşımızdakinin kalbine dokunmak yerine, söyleyeceklerinin arkasına sığınarak sevildiğimizi düşünüyoruz.
Ve işte asıl sorun sevmek değildi. Hayır, sevmek akıtmıyordu damarlarımızdaki kanları. Sevdiğimizi söyleyerek kanıyorduk. O kadar çok söylüyorduk ki bunu, sanki daha çok sevebilecekmiş, karşımızdaki bizi daha çok sevecekmiş gibi. Sevmek sadece sevmek değildir evet, ama sürekli dile getirmek içinden bir şeyler koparıyor. Sevgimizle sarılmak yerine, sevdiğimizi söylemekle yetiniyoruz.
O yüzden büyük adam, seni sevdiğimi söyleyemem. Artık kendimi yaralamaktan, sevgimi kanatmaktan, sağlam bir yer kalmadı kalbimin içinde. Kimden geçtiysem kanattı sevgimi. Kimi sevdiğimi söylesem, acıttı içimi. Bundan sonra sadece kendime saklayacağım sevgimi. Adını duvarlarıma karalamadan, göklere seni haykırmadan, sessizce, kendime saklar gibi seveceğim seni. Sen bile bilme seni sevdiğimi. Sadece hisset. Sadece sarılalım, konuşmayalım, azalmayalım daha fazla.
Henüz kabuk bağlamamış olan yaralarımın üstüne alkol dökmek istemiyorum artık. Kendi canımı, senin canını, bile bile yakmak istemiyorum. Yıllanmış şaraplarla kendimi kandırmak, şarapların kırmızısında kanadığımı fark etmeden kaybolmak, geçeceğim acıların bilincinde olduğum halde sarhoşluğu seçmek, istemiyorum artık. Çünkü konuştukça acıları azaltabileceğimizi sanıyoruz. Yanılgımızı görmenin tam zamanı şimdi.
Sen, sana duyduğum sevgiyi söylemesem bile beni sevdiğinden emin olduğum birisin. Bana sevgini hissettiriyor, kalbindeki yerin sadece bana ait olduğunu fark ettiriyorsun. Kanamadan bir sevgide kalmanın imkânsız olmadığını ben sende öğrendim.
Bazı şeylerin seni öldürdükten sonra açıklığa kavuşmaları, hayatın bize oynadığı bir tür oyun sanırım. Ölmeden önce kimi sevdiysen öldükten sonra onu hatırlamayacaktın. Kimde öldüysen onda nefes almaya başlayacaktın. Hayat onsuz olamayacaktı. Kanının şaraba karıştıktan bir süre sonra, acımayacaktı da hiçbir yanın. Bilemiyorduk bunu henüz. Korkar olmuştuk kalbimizi acıtmaktan, parçalamaktan, kanatmaktan.
Şimdi, sevmenin anlamını sende bulacağımı bilmeden geçtiğim herkesi öldürdüğüne seviniyorum. Birlikte öldüğüm kişinin sen olması, bana verilmiş en güzel hediye. Bana seninle verilmiş ölüm, bu başladığım yeni hayatın bana yapmış olan en güzel şey.
Gizli ve içimden de olsa, seni seviyorum.
Başkaların da açtığım yaraları fark etmeden önce hep kendi sevgimin insanlara fazla geldiğini sanırdım. Sonralarda da tam tersini düşünün meye başladım. Ne zaman birileri beni sevmeye kalksa, aklıma yaraladığım insanlar gelirdi. Kimi sevdiysem yaraladım. Kim beni sevse, kanattı içimde bir yerleri. Hiçbir sevdanın sonunu başladığım gibi bitiremedim. Sevgilerim kan görmeden sona gelmek istemiyor gibiydiler.
Başlarda birini sevmenin, bizi acıtacağı düşüncesine kapılmış öylece gidiyordum. İnsan istemeyerek de olsa severken karşısındakini yaralayabiliyormuş, hatta sadece yaralamak da değil, kan görene kadar onu sevdiğini söylemeye devam ediyormuş diyordum. Sevdiğimi söylemeyince benden uzaklaşacaklar düşüncesi onlara duyduğum sevgiyi bana söyletmeye devam ettirdi. Bu yüzden hiç başka bir şeyler düşünemedim.
Ağzımızı açtığımızda sevmelerimiz değil, sevgilerimiz kâin olamıyorlardı.
Ağızdan çıkan her sevgi sözcüğü kalbi kanatıyor. Birini ömür boyu sevmeye devam etmek için kalbimizi sıcak tutmamız gerekiyor. O yüzden susmalıyız. Kalpteki kanı azaltmamak için sadece susmalıyız. Sevildiğini bilmek değil, sevildiğini hissetmek yetmeli. Nasıl başlarda susarak atılıyorsak bir sevdaya, şimdi de susmalarımızı sürdürmeye devam edebiliriz. Karşımızdakinin kalbine dokunmak yerine, söyleyeceklerinin arkasına sığınarak sevildiğimizi düşünüyoruz.
Ve işte asıl sorun sevmek değildi. Hayır, sevmek akıtmıyordu damarlarımızdaki kanları. Sevdiğimizi söyleyerek kanıyorduk. O kadar çok söylüyorduk ki bunu, sanki daha çok sevebilecekmiş, karşımızdaki bizi daha çok sevecekmiş gibi. Sevmek sadece sevmek değildir evet, ama sürekli dile getirmek içinden bir şeyler koparıyor. Sevgimizle sarılmak yerine, sevdiğimizi söylemekle yetiniyoruz.
O yüzden büyük adam, seni sevdiğimi söyleyemem. Artık kendimi yaralamaktan, sevgimi kanatmaktan, sağlam bir yer kalmadı kalbimin içinde. Kimden geçtiysem kanattı sevgimi. Kimi sevdiğimi söylesem, acıttı içimi. Bundan sonra sadece kendime saklayacağım sevgimi. Adını duvarlarıma karalamadan, göklere seni haykırmadan, sessizce, kendime saklar gibi seveceğim seni. Sen bile bilme seni sevdiğimi. Sadece hisset. Sadece sarılalım, konuşmayalım, azalmayalım daha fazla.
Henüz kabuk bağlamamış olan yaralarımın üstüne alkol dökmek istemiyorum artık. Kendi canımı, senin canını, bile bile yakmak istemiyorum. Yıllanmış şaraplarla kendimi kandırmak, şarapların kırmızısında kanadığımı fark etmeden kaybolmak, geçeceğim acıların bilincinde olduğum halde sarhoşluğu seçmek, istemiyorum artık. Çünkü konuştukça acıları azaltabileceğimizi sanıyoruz. Yanılgımızı görmenin tam zamanı şimdi.
Sen, sana duyduğum sevgiyi söylemesem bile beni sevdiğinden emin olduğum birisin. Bana sevgini hissettiriyor, kalbindeki yerin sadece bana ait olduğunu fark ettiriyorsun. Kanamadan bir sevgide kalmanın imkânsız olmadığını ben sende öğrendim.
Bazı şeylerin seni öldürdükten sonra açıklığa kavuşmaları, hayatın bize oynadığı bir tür oyun sanırım. Ölmeden önce kimi sevdiysen öldükten sonra onu hatırlamayacaktın. Kimde öldüysen onda nefes almaya başlayacaktın. Hayat onsuz olamayacaktı. Kanının şaraba karıştıktan bir süre sonra, acımayacaktı da hiçbir yanın. Bilemiyorduk bunu henüz. Korkar olmuştuk kalbimizi acıtmaktan, parçalamaktan, kanatmaktan.
Şimdi, sevmenin anlamını sende bulacağımı bilmeden geçtiğim herkesi öldürdüğüne seviniyorum. Birlikte öldüğüm kişinin sen olması, bana verilmiş en güzel hediye. Bana seninle verilmiş ölüm, bu başladığım yeni hayatın bana yapmış olan en güzel şey.
Gizli ve içimden de olsa, seni seviyorum.
zondag 29 januari 2012
Mutsuz olacağız, ama birlikte.
Ben ölmüyor muyum sanıyorsun? Nefes aldığıma bakma, zaten bakmıyorsun, bakışların içimden geçiyorlar. Baktığın yönde olma çabalarımı da bıraktım bir kenara, nasılsa ben yoğum senin için, nasılsa mutluyum gözünde. Sen mutlu görünen insanları mutlu sanmaya devam et. Beni mutlu sanmaya devam et. Sensiz yaşayabildiğimi sanmaya devam ettiğin gibi seni düşünmediğimi de sanmaya devam et. Emin olmadan hareket et her zaman ki gibi. Etrafında senden bir başkası yokmuş gibi davran. Sakın çıkma bu tablonun dışına. Senin için öldüğümü görürsen bir bıçak daha saplarsın derinlerime. Hayatını gözyaşlarına boğduğumu, benim yüzünden boğulduğunu söyler biraz daha terk edersin beni. Susuyorum. Senin için. Benim uzaktan da olsa sevgime muhtaç olduğunu bildiğim için. Sustukça bitiyorum. Uzaktan sana yaklaşıyorum. Mesafeler uzaklığını koruyor ama seni daha canlı hissediyorum. Öldükçe, kırılganlaştıkça daha çok seviyorum seni. Beni öldürüşünü beni mahvedişini seviyorum. İntihar etmeli dedikleri insanlardan biriyim. Ve tarihi kararlaştırınca senide alacağım yanıma. Canıma. Ölüme. Sonra mutsuz olacağız, ama birlikte.
Utandır mesafelere yenik düşenleri.
Uyuyorsun şimdi.
Uyu sevgilim.
Ama seni sevdiğimi bilerek uyu. Asla bırakmayacağımı, bensiz olmayacağını bilerek uyu. Ve benim, gece yatağımda bizim için uyuduğumuzu bilerek, yanındaymışım, saçlarına dokunuyormuşum gibi uyu. Sıcaklığını sıcaklığıma, nefesini nefesime değdirerek kapat gözlerini geceye. Sabah bizimle uyan. Kalktığında gözlerini bize aç, bize gülümseyerek kalk yatağından bizi severek bize ilerleyerek at adımlarını. Seni özlediğimi bilerek bak aynalara, onlara sende ki beni anlatarak tebessüm et. Herkese bahset sevgimizden. Herkes bilsin bizi, herkes bilsin birbirimizi aramızda ki mesafelere rağmen hâlâ nasıl sevebildiğimizi. Utandır mesafelere yenik düşenleri. Ağlat hepsini. Anlasınlar artık bazı şeylerin mümkün olabileceğini.
Uyu sevgilim.
Ama seni sevdiğimi bilerek uyu. Asla bırakmayacağımı, bensiz olmayacağını bilerek uyu. Ve benim, gece yatağımda bizim için uyuduğumuzu bilerek, yanındaymışım, saçlarına dokunuyormuşum gibi uyu. Sıcaklığını sıcaklığıma, nefesini nefesime değdirerek kapat gözlerini geceye. Sabah bizimle uyan. Kalktığında gözlerini bize aç, bize gülümseyerek kalk yatağından bizi severek bize ilerleyerek at adımlarını. Seni özlediğimi bilerek bak aynalara, onlara sende ki beni anlatarak tebessüm et. Herkese bahset sevgimizden. Herkes bilsin bizi, herkes bilsin birbirimizi aramızda ki mesafelere rağmen hâlâ nasıl sevebildiğimizi. Utandır mesafelere yenik düşenleri. Ağlat hepsini. Anlasınlar artık bazı şeylerin mümkün olabileceğini.
Abonneren op:
Berichten (Atom)